“Dedeeeee! Dede! Dedeeee!”

Annemin gönderdiği yemeği getirmiştim. Sesimi duyuramayınca, kapıyı yokladım, açık. Bizim mahallede kapısını kilitleyene pek rastlanmaz zaten. Yanında anahtar dolaştıran da olmaz. Uzak bir yere gidiliyorsa çiçekleri sulasın diye, anahtarlar komşuya verilir. Bir de “Ne olur ne olmaz.” diye. Her ne demekse, kapıyı açık bırakmaktan daha zor bir şey.

Dedem namaza gitmiş herhalde. Mahalle sakinlerinden evde olanlar, vakit namazlarını camide kılar. İçeri girdim. Dedemin evi hole açılıyor. Sağ tarafta oturma odası, sol tarafta mutfak var. Oturma odasına kafamı uzattım, kimse yok. Ben de mutfağa yöneldim. Bir de ne göreyim! Tezgahın üzerinde büyük bir tabak. İçi de haşhaşlı çörek dolu. Bu nereden geldi acaba? Bu çörekleri yapsa yapsa Afyonlu komşulardan biri yapmış olabilir. Acaba hangisi?

Size yemeği sevdiğimi söylemiş miydim? Tabii ki, bir tane bile almadım, ucundan bile koparmadım.

Ne zaman habersiz bir şey alınır, ne zaman alınmaz… Buradaki tüm çocuklar gibi, ben de biliyorum. Karşı komşumuzun kızı Vesile, canı çok çekerse biz olmasak bile, evimize girip bisküvilerden, çerezlerden yiyebilir. Ama hiçbirimiz mahallenin arkasındaki uçsuz bucaksız şeftali bahçesinden bir tane bile şeftali kopartıp yemeyiz.

Getirdiğim yemeği bırakıp evimize döndüm. Anneme durumu anlattım. “Afyonlu Sefa Teyze’nin oğlu askere gitti ya, onlar göndermiştir.” dedi. Mahalledeki ikram alışverişine alışkınım ama asker durumunu anlamadım. Meğer biri askere giderse, askerden dönene kadar ailesi, her gün birine yemek yedirirmiş. Dedem de mahallenin en yaşlısı olduğu için kendisi seçilmiş.

“Neden böyle bir şey yapıyorlar anne?” dedim. “Oğlunun sağ salim geri dönebilmesi için her gün bir sadaka verirlermiş.” dedi.




Komşular dedemi çok seviyorlar. Zaten her zaman güzel şeyler getiriyorlar. Bir tek dedeme değil ki! Geçen yıl, Zeynep Teyze’nin kocası vefat ettiğinde de, Zeynep Teyze işe girene kadar ona yemek taşıdılar. Okullar açılınca herkes birleşti. Çocukların önlüklerini, kitaplarını, çantalarını aldılar. Yeni bir eve taşınacağında, herkes birkaç gün evinde misafir etti. Bize de çocuklarla yatana kadar oynayabilmek için zaman çıkmış oldu. Keşke biraz daha bizde kalsalardı.

Zeynep Teyze artık çalışmaya başladı. Çocukları mahalledeki komşularına emanet ediyor. Maraşlı dondurmacı Hatice Teyze, onlara dondurmayı bedava veriyor.

Bir gün de ben çok hastalandım. O zaman babam yatılı çalışmaya gitmişti. Berber Osman Amca, beni arabasıyla hastaneye yetiştirdi. Sonra da hanımı bana çorba getirdi.

Daha saymakla bitmez. Burada herkes birbirini çok iyi tanıyor. Kimin neye ihtiyacı varsa, hepimiz biliyoruz. Herkes elinden ne gelirse onu yapıyor. Ben de Zeynep Teyzenin kızlarına ders çalıştırıyorum arada. Kardeşim onlarla daha çok oyun oynuyor.

Ben bunları düşünürken kapı çaldı. Dedem namazdan dönmüş. Bu kadar çörek ona çok fazlaymış, birazını da bize getirmiş. Yaşasın!

Ne demişler;

“İhtiyaç giderenin ihtiyacı giderilir.”

Önemli olan doğru olanı yapabilmek.

İyilik yapabilmek.

Çünkü iyilik asimetrik ilerleyen bir güzellik…




Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi”, programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.