Karanlık odayı sadece masa lambası aydınlatıyordu. Masadan kalkıp ışığı açmayı zaman kaybı görmüştü. Odadaki tek ses bilgisayarından gelen tıkır tıkır klavye sesiydi… Herkes çıkmış yine ofiste en son o kalmıştı. 

Kaç saattir böyle çalıştığını ancak saatine baktığında farketti.  Diğer çalışanlar normal insanlar gibi saat 19:00’da işi bitince çıkabiliyordu ama Dilek… “O da bitsin, bu da bitsin.” derken saati yine 22:00 yapmıştı. 

“İyi akşamlar” sesleri uzaktan bir melodi gibi gelmiş, o da otomatik karşılık vermişti. Ama kesinlikle bilinçli yaptığı bir şey değildi. 

Çalıştığı bölümde yönetici olmanın verdiği sorumluluğa, her şeyi mükemmel yapma isteği de eklenince sonuç bu oluyordu. Ona göre kimse işini tam yapmıyordu ki… Her şeyi en son o görmek istiyor, dikkatle gözden geçirip ekleme ya da çıkartmalar yapıyordu. İlk başta çalışanlarını memnun eden bu durum zamanla; ‘Nasıl olsa Dilek Hanım düzeltir.’ diye düşündüklerinden baştan savma işlerin yapılmasına neden olmuştu. Gittikçe yoğunlaşan işler, gittikçe beceriksizleşen çalışanlar ve sadece zaman yönetimini yanlış yaptığını düşünen bir yönetici…

İnsan problemini doğru tespit edebilirse, doğru çözümünü de bulabilir. Yoksa yanlış çözümler o problemi daha da büyütür. 





Dilek ofisin ışıklarını kontrol edip dışarı zor attı kendini. Bu işe bir dur demenin vakti gelmişti ama ne yapacağını bilmiyordu ki. İş yüzünden 45 yaşında hala bekar, kalan tek tük dostunu da neredeyse kaybetmenin eğişindeydi. 

Babası ölen Emel’i ziyaret etmeyi bırak, aramayı iki ay ertelediğini Emel söylediğinde fark etti. Ne kadar kırılmıştı... Çok da haklıydı… Bir yerde hata yapıyordu ama nerede? 

Annesini aramak geldi içinden, onunla konuşmak hep rahatlatırdı. Ne zamandır onu da aramamıştı. Arabasına bindi, “Acaba uyudu mu?” diye düşünürken arama butonuna basmıştı. Annesi de sanki telefon elinde onu bekliyordu. Neşeyle açtı kızının telefonunu, halini hatırını sordu, “İyiyim.” kelimesi çıktı Dilek’ten ama annesi ses tonundan anlamıştı. Nasıl oluyordu?...

Annesi sadece sorular sormuştu…  

            -Nasılsın?

-İyiyim ama çok yoğunum anne. Kusura bakma seni de sık arayamıyorum?        

-Olsun kızım, hayırdır neden yoğunsun?

 

Bir sessizlik oldu, peki neden yoğundu?

 

-Şey anne, kimse işini yapmıyor. Kendi işime bir de çalışanların işlerini ekliyorum. Daha yeni çıktım ofisten.

-Neden kızım? Yeni mi girdiler işe, ne yapacaklarını mı bilmiyorlar, neden yanlış yapıyorlar öyle?

 

Yine bir sessizlik oldu. Evet işe yeni girmemişlerdi. Neden işlerini doğru yapmıyorlardı?

 

            -Bilmiyorum anne ya, insanlar işte bir tuhaf.

            -Kızım durup dururken neden eksik yapsınlar, vardır bir şey.

            -Anne şimdi trafikteyim, azıcık yoğun, sonra arasam seni olur mu?

            -Olur tabi kızım da sen düşün, erteleme olur mu?

 




Peki neden böyle olmuştu? Eksiklerini söylememiş, eksik yaptıkları için onları uyarmamış, bir yaptırım uygulamamıştı… Baya baya çalışanlarını iş konusunda köreltmişti. Aslında itiraf etmek gerekirse, bu işine de gelmişti galiba. Çünkü en iyi kendisi yapıyordu zira. Bununla yüzleşmek çok ağır gelmişti ama hafiflemişti de. “Offf nasıl bir hal içindeyim böyle? Ben kendime ne yaptım yaa?”

 

Sahi insan ne yaparsa bu hayatta aslında kendine yapıyordu. Yaşadıkları da yaptıklarının yansıması değil miydi zaten?…

 

Düşün Dilek, erteleme…





Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.