Ravza patlama seslerini duymamaya çalışarak oyun oynuyordu. Sığındığı yıkıntıda bir sopa buldu ve tuğlaların altındaki patlamış topu kendine doğru çekmeye çalıştı. Yüksek sesle bir marş, bir şarkı bir tekerleme söylüyordu. Okulda öğrendiği bir şarkıyı hatırlamaya çalıştı. Neydi şarkının sözleri?

 


Özgürlük dünyada tüm çocukların,

Mutluluk Bütün Çocukların…

 

Bu şarkıyı defalarca kez okul korosunda ve arkadaşlarıyla oyun oynarken söylemişti. Hiç sözlerinin ne anlama geldiğini düşünmediğini fark etti. O da bir çocuktu, bu dünyanın bir parçasıydı… En masum, en küçük parçası… Şarkı, özgürlüğü de mutluluğu da çocuklara hediye ediyordu. Gerçekten özgürlük tüm çocuklara mı aitti? Ne demekti ki özgürlük?

Canının istediğini, istediği şekilde söyleyebilmek miydi? Şu an bulunduğu yıkık binada istediği kadar bağırabilirdi. Ya da kimseye sormadan istediği zaman sokakta oynayabilmek miydi? Ailesinin tamamı atılan bombayla ölmüştü ve artık sokağa çıkarken izin alabileceği kimsesi kalmamıştı. Yoksa oturduğu yerden kalkmadan bütün gün oyun oynamak mıydı? Öyleyse gerçekten özgür olmalıydı. Çünkü bulunduğu yer güvenli diye saatlerdir yerinden kımıldamıyordu.



…Mutluluk Bütün Çocukların…

Bu dünyada bir çocuk olarak özgürdü anlaşılan… Peki ama mutlu muydu? İnsan nasıl mutlu olurdu ki?

Mahallede arkadaşları ile ip atlayıp, sek sek oynayınca mutlu olurdu. Annesi en sevdiği yemeği yaptığında mutlulukla eve koşardı. Bir keresinde babası istediği oyuncak bebeği almıştı. Kız kardeşleriyle yeni bir bebekleri olduğu için nasıl gülüştüklerini hatırladı. Bir keresinde de öğretmeni sesi güzel diye ona şiir okutmuştu. Şiir bitince tüm okul alkışlamış, nasılda yüreği mutlulukla çarpmıştı. Tüm bunlar sanki asırlar önceydi. Halbuki aslında sadece birkaç ay öncesinde kalmıştı tüm anılar.

“Bütün çocuklar” diyordu şarkıda, tüm çocuklar mutlu muydu?

Bahçede baktığı kedi yavrularını, onların süt içişlerini hatırladı. Arkadaşlarını toplayıp günlerce annesiz kedilere bakmışlardı. Arkadaşları: Rimi, Meryem, Fatima, Süleyman, Musa. Onlar da mutlu muydu şu anda? Onlar da “bütün çocuklar” gibi özgürler miydi? Yoksa artık bu dünyanın bir parçası değillerdi de ne mutlulukları ne de özgürlükleri kalmamış mıydı? Ya da dünyanın sunamayacağı mutluluklara ve özgürlüğe mi kavuşmuşlardı?

Sonra başka ülkelerdeki yaşıtlarını düşündü. Onlar ne yapıyorlardı şu an? Kaan, Aslı, John, Gloria, Sara… Onların ülkelerinde de bombalar patlıyor muydu? Onlar da özgür ve mutlu muydu? Sahi onlar için ne demekti özgürlük ve mutluluk.



Kullandığımız kavramlar farklı dilleri konuşsak da aynı anlama gelmez mi? Özgürlük; dünyanın neresinde olursak olalım aynı özgürlük değil mi? Mutluluk dünyanın her yerinde çocukların yüzündeki aynı tebessüm değil mi? Peki özgürlük ve mutluluk ne demek sahiden?

İnsan bu dünyada sahip olduğu hiçbir şeyi yanında götüremiyor. Bir ömür boyunca da sadece özgür bir iradeye ve mutlu anılara sahip olabiliyor. Peki öyleyse nasıl tüm sahip oldukları ellerinden alınabiliyor çocukların? Ne için tüm bunlar? Asla “gerçek sahibi” olunamayacak topraklar için… Birilerinin gerçekten sahip olduklarını ellerinden almak uğruna…

Her gün defalarca kez kullandığımız kavramlar bize neler anlatıyor?  Hiç gerçek anlamını düşünmeden çocuklara hediye ettiğimiz kavramlar; bir çocuğun sorularıyla gerçek anlamlarını gün yüzüne çıkarabiliyorlar.

Öyleyse anlamaya sıfırdan başlamalı. Bir çocuk gibi merakla, doğru soruları sorarak… Soru sorarken “nasıl göründüğünden” endişelenmeden. Anlamadıklarımızın üzerine daha ısrarla ve samimiyetle giderek… Gerçeği açığa çıkarmaya çalışarak düşünmeye sıfırdan başlamalı.


Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.