Yeni taşındığı mahalleye alışmaya çalışıyordu Aylin. Ne zordu eski mahalleden ayrılıp yeni mahalleye uyumlanmak... Çiçek bile yerini sevmeyince açmazdı. Aylin de kendini, yerini sevmeyen bir çiçek gibi hissediyordu.

“Ne garip bir mahalle burası.” diye düşündü. “Ne ses var, ne seda. İnsan bir ses, bir nefes duymak istiyor. Bir kapı çalan, bir hal hatır soran yok.”


Eski oturduğu apartman ve komşuları geldi aklına. Mis gibi bazlama kokusu eşliğinde, ne güzel sohbetler edilirdi. Sıcacık ilişkileri, sıkı bağları vardı. Oysa yeni evinin penceresinden her baktığında, evlerin perdeleri, komşuları ile arasında kalın bir duvar gibi geliyordu. İster istemez bir tebessüm belirdi yüzünde. Aklına eski korku hikayeleri geldi. Sahi, perdeleri hiç mi aralanmazdı?


Bu aralar kimselerle görüşememişti. Kendi kendine kaldıkça da eskileri düşünür olmuştu. Köyünü hatırladı. Şehir merkezinden çok uzaktaydı ama insanları çok yakındı. Herkes birbirine yardım ederdi. Kimin söküğü olsa, soluğu Hatice Teyzenin yanında alırdı. Kim hasta olsa, kekik suyunu Ahmet Amca kaynatırdı. Biri şehre inecek olsa, bütün köylünün ihtiyaçlarını o alır getirirdi. Düğün ya da cenaze hiç fark etmez, herkes tutardı işin ucundan. Ne güzel günlerdi...





Köydeki evlerin de perdeleri vardı ama insanların iletişimini engellemiyordu. Aksine ilişkileri ayrıcalıklıydı. “Neydi ilişkilerini bu kadar iyi yapan?” diye düşünürken, telefonun sesiyle irkildi. Eşi uzun zaman sonra onu yemeğe götürmek istediğini söylüyordu. “Bu yemek bana iyi gelecek.” diye sevinerek hazırlanmak için hızlıca odasına geçti. Kırmızı elbisesini giyip, inci küpelerini taktı.


Gittikleri lokantada, yan masadaki çifti dinlemekten kendini alamadı. Adamın konuştuğu eşi miydi, yoksa komşusu mu, ayrım yapamadı. Garsona da, ‘’Canım!’’ diye seslenince durumu yavaş yavaş anlamaya başladı.


Aslında adamın iletişimde sınırlarının ölçüsü kaçmıştı. Tabii ki kafasının karışması doğaldı. Adam uzağıyla yakın, yakınıyla uzaktı... İnsan iletişimde sınırı bilemeyince, evde perde olsa ne fayda, olmasa ne faydaydı…

Düşünceleri bırakıp, yemeğin tadını çıkarmak istedi. Damağında dağılan sıcacık çorba midesine iyi gelmişti. Hem de bu çorba, üniversitede oda arkadaşının yaptığı yöresel çorbanın tıpatıp aynısıydı. Birden gülümsedi, “Ne güzel günlerdi.” diye geçirdi aklından. Oysa küçücük, sıkış tepiş bir odada ne zorluklarla kalıyorlardı. Oda küçücüktü ama arkadaşlıkları büyüktü. Tüm zorluklara karşı, ikisi tek yürek gibiydiler. Üniversitede yaşadığı bu küçük oda, dört yıl yuvası olmuştu. Sahi Aysel ne yapıyordu acaba şimdi? Okul sonrası birdenbire kopmuştu ilişkileri.

Aylin, eşinin sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

- Çok dalgınsın bu aralar hayatım. Bir sıkıntın mı var?

- Yok canım, iyiyim ben. Merak etme…

Eşi ne kadar da düşünceliydi. Aile şirketinde önemli bir pozisyonda çalışıyordu. Aylin arada sırada eşiyle şirkete gitmeyi severdi. Şirkette yönetici kapılarının hiç kapanmadığını görürdü. İnsanların, istediği odaya rahatça giriyor olması garip gelirdi. Aile şirketi olduğundan, kendi içlerinde iletişimleri özel ve güçlüydü. Ama müşterileri ile yaptıkları görüşmeler farklıydı. O görüşmelerde hep resmi olurlardı. Onlarla iletişimlerinde belirgin sınırlar vardı.


Aylin’in fark ettiği önemli bir detay vardı. Eski komşularının, köydeki tanıdıklarının, yan masadaki adamın ve aile şirketindekilerin iletişimdeki sırrı…

Evet bu sır, kesinlikle sınırlardı. Sınırlar, bir ilişkinin olmazsa olmazıydı.

Peki ya, sınırları olmayanın? Ayrıcalık hakkı var mıydı?




Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi”, programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.