“Dünyadan bir ben geçecek bugün yine.
Beni görmeyen uyandım saymasın.
Yakıyorum ortalığı.
Yine harika oldum.
Bugün bayılacak herkes bana.
Afrodit de kimmiş, benim yanımda?
Saçlar havalı, makyaj tamam.
Bunu mu giysem, şunu mu? Ayhhh tamam işte, tam da bu.
Ayna çatlayacak neredeyse ayol.
Sanki yaşlanmıyorum da kendime her yıl güzellik katıyorum.
Çekemeyenler çatır çatır çatlasın.
Bugün de doğdu ’güneş’ yani ‘BEN’.”


Elif, her güne böyle başlardı. Tabii tüm bu ‘ben’ ler gün boyu devam ederdi. Hazırlanırken ayna karşısında söylediği her şeyi, yoldan geçen herkese anlatabilecek potansiyeli vardı. Her şeyin en iyisi ondaydı. Her şeyin en iyisini o yapardı. O en güzeldi. O en sempatikti. O her şeyin ‘en’ iydi. Tek kelimeyle mükemmeldi. Hastalığın bile en zoru ondaydı. Hiç kimse onun gibi hasta olamazdı.
Her bahar, Elif’in alerjisi tekrarlardı. Bir hapşırır, yeri göğü inletirdi. Bir kere de değil üstelik, arka arkaya tekrar tekrar hapşırırdı. Ama bitmeyen enleri ile Elif, bunu da en iyi yapardı.
- Ayyy, yine geldi bahar ve ben yine oldum alerciiii… Alerciiii, alerciiii…
Şarkısı bile vardı. “Herkesin enercisi, Elif’in de alercisi” diye ritim tutardı.




İlk zamanlar keyif verse de artık tüm ofis çalışanları, Elif’in bu ‘ben-benci-bencil’ tavırlarından sıkılmıştı. Sadece kendisi vardı. Sadece kendisini görürdü. Sadece kendisi için yapardı. Etrafındakileri görmez, duymaz ve onlarla ilgilenmezdi. Soru sorsan, onun işi vardır ve en önemli iş onundur. Sadece o yoğundur. Hatta o en yoğundur. Kendisi kimseye bir “Nasılsın?” sorusunu bile sormaz. Hadi sordu diyelim, arkasına hemen kendisi ile ilgili bir şeyi eklerdi:

- Yaaa o da bir şey mi? Ben geçen sene Erciyes’te kayarken bir düştüm. Ayağımı burktum. Ee, tabii bilirsin sen beni. Canım bir yandı, bir yandı anlatamam sana. Seninki de bir şey mi, benim o burkmamın yanında? Düşerken ki resmimi bir görsen, Allah seni inandırsın kuğu gibi süzülüyorum. Yok öyle bir düşmee… Doktor bile çok şaşırdı. ‘’Bu güzelim ayağı nasıl bu hale getirdiniz?’’ dedi. Adam utanmasa oturup ağlayacaktı benim için.
Dinlemeye devam etsen sabaha kadar hiç susmadan anlatabilirdi kendini.
Sürekli “Senin derdin dert midir, benim derdimin yanında…’’ şarkısını söyler gibiydi.

Elif ne kadar “Ben” dese de, kimse ona “Sensin” demiyordu.

Var olmaya çalıştıkça yok oluyordu.

O, “Ben” dedikçe sadece kendiyle kalıyordu.
Çevresinde hiç arkadaşı kalmamıştı.
Sadece arkadaşları terk etse yine iyi, kocası da ondan ayrılmıştı.
Ailesi bile Elif’den iyice uzaklaşmıştı.


Tabii ki kendinden yanadır her insan.

Ama hep “Ben” demektir, insanı bencil yapan.

Oysa karşındakini düşünmektir,

İhtiyacını gidermektir, ilişki kurduran.

Tabii ki aynaya bakalım, ortalığı yakalım.

Ama sadece kendimize değil,

Karşımızdakine de, ilişkimize de güzellik katalım.

Biz de iyi olalım, insanlara da iyi gelelim.

Ruhumuzu gerçek ve samimi ilişkilerle besleyelim…





Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi”, programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.