Herkes sofradan kalkmıştı ama Ayşe daha yemeğini bitirmemişti. Annesi koca bir tepsi ev baklavası yapmıştı ve tepside bir kırıntı dahi kalmamıştı. O nedenle sıra, ekmeği alıp şerbeti sıyırmaya gelmişti. Ondan sonra da üzerine bol tuzlu bir ayran, onun üzerine de çay, onun yanında da az önce fırına attığı sıcacık kurabiyeler.


Ayşe depresyondan dolayı kendini yemeğe vuralı üç ay olacaktı. Annesi ve babası onun için gittikçe endişelenmeye başlamıştı. Ne yapsalar kızlarını toparlayamamışlardı. Ne olacaktı bu kızın hali?
Ahh bir bilseler…


Her şey üç ay önce üniversite sınavının açıklanmasıyla başlamıştı. Ayşe ortaokuldan beri doktor olmak istiyordu ve bunun için canla başla çalışmıştı. Günde her dersten en az yüzün üzerinde soru çözüyor, günübirlik derslerin tekrarını yapıyordu.


Sınava ilk girdiği sene, şaşırtıcı derecede düşük bir puan almış, istediği hiçbir yeri kazanamamıştı. Ailesi, “Sıkma canını kızım, sen çalışkansın, yaparsın. Biz sana destek oluruz.” demişti. Erkek arkadaşı Fatih ise, “Olsun hayatım, bir sene daha hazırlanırsın. Stres yapmışsındır, halledersin sen.” diyerek teselli etmişti onu.


Kendisi Marmara Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünü kazanmıştı. Fakat kendi sürecine sevinemeden Ayşe’ye destek olmak, onu toparlamak için uğraşmaya başlamıştı. O zaman araları iyiydi tabi.


Ayşe'nin sınava yeniden hazırlanmaya karar verdiği sene, Fatih’le de araları yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı. 3 senedir görüşüyorlardı. Ayşe artık sıkılmış, “Biliyorum okul henüz bitmedi ama en azından aileler tanışsa da şu işin bir adını koysak olmaz mı?” diye sızlanmalara başlamıştı. Fatih de her seferinde “Şimdi değil hayatım, ağabeyim askerden bir dönsün.” veya “Daha yeni ablamı evlendirdiler. Şimdi daha erken.” gibi bahanelerle konuyu geçiştirip duruyordu.


Ayşe meselenin üstüne gidince, Fatih bir anda patlamış ve olan olmuştu. “Keşke daha uygun bir zamanda seninle tanışmış olsaydık ama bu ilişkinin yürüyeceğini sanmıyorum.” diyerek Ayşe’den ayrılmıştı. Elbette bunu duyan Ayşe’nin annesi de çok üzülmüştü. Fatih’i sevmişlerdi. Bu süreçte kızına çok destek olmuştu.


Bütün bu baskılara daha fazla dayanamayan Ayşe, en sonunda mutluluğu yemek yemede bulmuştu. İlk başta kafa dağıtmak, çalışmanın stresinden kurtulmak için başladığı aşçılık serüveni, git gide hayatını kaplamaya başlamıştı. Her sıkıldığında pratik bir tatlı, sonra pratik bir aperatif, pratik bir meze hazırlıyordu. Derken beş yıldızlı restoran şefi gibi sofralar kurmaya başlamıştı. Sonrasında iş bütün sofrayı tek başına silip süpürmesine kadar varmıştı. Nasıl olduğunu anlayamadan bir ayda tam altı kilo birden almıştı.
Gidişat iyi değildi. Ayşe’nin yeme çılgınlığı kontrol edilemez bir hal almıştı. Tam bir yemek bağımlısı olmuştu. Ailesi de çok çaresizdi. Kızları için bir şeyler yapmak istiyorlar ama ne yapacaklarını da bilemiyorlardı…

Çok tanıdık bir öykü, öyle değil mi?..
Ayşe’nin bağımlılığı yemek yemek.
Gerçek problem belliyse, gerçek çözüm de belli demek.
Ayşe’nin yemekten bir an önce sakınması gerek.
Yemek yemeden sakınmak mı?
Peki ama bu nasıl mümkün olacaktı?

Doğru, insan için bağımlılık zor bir mesele.
Ama şu da bir gerçek ki,
İnsanın iyi bir kendisi olacaksa,
Bağımlılıklarından özgürleşmeli, öncelikle...




Kişiyi bağımlılıklarından özgürleştirecek eylemler vardır.
Ama başarının sırrı, zıddından sakınmaktadır.

O zaman Sakınmada Ustalaş!
Hayatı kendi lehinde dizayn et…



Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.