Özgür acı acı çalan alarmı kapatmak için telefona uzandı. Sosyal medyada rutin sabah turunu yapıp, yataktan çıktı. En sevdiği müzik listesi eşliğinde duşunu alacaktı ki, şampuanı bitmişti. “Hay Allah!” dedi. Başka bir şampuan kullanamazdı. Mecburen eşinin şampuanıyla yıkandı. Duştan çıktığında eşi daha yeni uyanmıştı ve işe geç kaldığı için telaş içindeydi. “Üff kahveyi de hazırlayamadım. Kahvesiz uyanamıyorum biliyorsun. Neyse yoldan alırız.” dedi. Evden çıktılar ve koştur koştur üç vasıtalı yolculukları için durağa yürüdüler. O sırada Özgür’ün eli cebine gitti. Kulaklığını evde unutmuştu. Haydaa! Nasıl geçecekti şimdi tüm yol müzik dinlemeden! 


Yolculuğun ikinci durağına varana kadar Özgür dizisinin yeni bölümünü izlerken, Sinem alışveriş uygulamasından kıyafet baktı. İkinci durağa gelince Özgür eşinden ayrıldı ve aktarma yaptığı metro istasyonuna doğru yürümeye başladı. “İnşallah büfede sıra yoktur. Zaten geç kaldım.” diye düşündü. Metro istasyonundaki büfeden poğaçasını yemeden ofise geçmezdi. Ancak o gün işe o saatte giden herkes onunla aynı fikirdeydi sanki. Büfenin önü tıklım tıklımdı. “Off! Aç aç gideceğiz mecburen.” dedi ve metroya yetişmek için koşmaya başladı. 


Özgür metroyu kaçırdığı yetmediği gibi işe de geç kalmıştı. İşe geldiğinde planlanan toplantı çoktan başlamıştı. Morali bozuk bir şekilde masasına oturdu. Kahvaltı yapamadım, kahvemi içemedim. Duşta kullandığım şampuan bile benim değildi. 
"Bugün hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor." diye geçirdi, içinden.
Oysaki “Bu hayatta heplik ya da hiçlik yoktur.’’
 


 


 

Toplantı bitmişti ama Özgür hala o sabahı düşünüyordu. Güne nasıl daha iyi başlayabilirdi? Daha erken kalkamazdı, çünkü televizyon dizisi bitince yatıyordu ve uykusunu ancak alıyordu. İşe gittiği yolu değiştiremezdi çünkü yol üstünde sadece o büfeden kahvaltı edebiliyordu. Ayrıca eve gitmeden önce markete uğrayıp şampuan da alması gerekiyordu. Bu sebeple zaten trafiğe kalacaktı. Problemin içinden çıkamadı Özgür. Ne çok yapmak zorunda olduğu şey vardı. O şampuanı kullanmak zorundaydı, o yoldan işe gitmek zorundaydı, o saatte uyumak zorundaydı.  Bu nasıl özgürlüktü?

Dünyada her şey hızla değişiyor. Biz de farkında olmadan hızla bir şeylere alışıyoruz. O alışkanlıklardan ve bize verdiği keyiften kopamaz hale geliyoruz. Çevremizde her gün "Kahve içmeden uyanamam.", "Kahvaltı yapmadan evden çıkamam." veya "Dizimi bitirmeden uyuyamam." diyen insanlarla karşılaşıyoruz. Hatta belki onlardan biriyiz. Halbuki hepimizin hayattan keyif almaya hakkı var. Ancak mesele bize keyif veren süreçlerde aşırılaşmamak.

 

 

 


Hayatta her şeyin bir kıvamı vardır. Olmalı, fakat  “hepler ve hiçler” bu kıvamı bozar. İnsan keyif aldığı şeylerden “hep” veya “hiç” diye bahsettiği anda artık ondan kopamaz hale gelir. Özgürlük olarak gördüğü ve kendisini rahatlattığını düşündüğü şeyleri yapamadığında bu acıya dönüşür. 


Özgür, özgürlük olarak gördüğü onca şeyin nasıl elini kolunu bağladığını düşünüyordu. Ne yapıp edip bu duruma bir çözüm bulmalıydı. İnsan bazen yoldan sapabilir, kıvamı kaçırabilir. Önemli olan kişinin kıvamı kaçırdığını fark edip, dengeye getirmeye çalışmasıdır. Özgür ona keyif veren şeylerin o istediği sürece hayatında olabileceğini kendine ispatlamalıydı. 


Hayatından en kolay neyi çıkarabilirdi? Bunları düşünürken arkadaşı Batuhan yanına geldi.
-E hadi yemeğe çıkalım. Sonra da her zamanki gibi kafeye uğrarız. Sen toplantıdan sonra soğuk kahve içmeden duramazsın.


Özgür gülümsedi. Aradığı şeyi bulmuştu. Şimdiden rahatlamış hissediyordu.
-Kahveyi boş ver… Gel en iyisi yemekten sonra biraz yürüyüş yapalım.

 



Deneyimsel Tasarım Öğretisi, geçmiş deneyimlerle bugünümüzü 
ve yarınımızı tasarlamamızı sağlayan bir gerçeklik ilmidir. 
Bireylerin problemlerini doğru tespit edebilmeleri ve çözüme 
ulaşabilmeleri için stratejiler sunar.
 

Kim Kimdirİlişkide Ustalık”Başarı Psikolojisi programlarıyla 

mutlu ve başarılı olmak isteyen insanlara 

hedeflerine ulaştıracak yöntemler gösterir.